Cumartesi, Kasım 10, 2012
|
İnsanın yaptığı her şeyde bir sorun olma ihtimalini düşünmekten ve haliyle kendini suçlu hissetmekten kurtulması güzel bir şeymiş. Belli bir eylemi yapınca bir müddet önce eylemin gereksizliği yüzünden canım sıkılırken şimdi hiç takmayabiliyorum. İyi bu. "İçimden geldi ve yaptım işte, kimseye bir zararım yoksa sorun da yok." deyip geçebiliyorum. İyi bu, iyi.
Çarşamba, Kasım 07, 2012
|
Eveet, İstanbul ziyaretimi birkaç gün daha uzattım ve bu ziyaretlerin olmazsa olmazı hasta olma meselesini de gündeme almış oldum böylece. Takvime uysam son üç yıldır ilk kez İstanbul'a gelip de hastalanmadan dönmüş olacaktım ama... Neyse, geçmiş olsun dileklerinizi ilettiniz sayıyorum. Öpmedim anacım, siz de hasta olmayın.
(Bu ne saçma başlıktır yav!)
Salı, Kasım 06, 2012
|
Otuz sekizden geriye doğru sayıyorum. Neden otuz sekiz bilmiyorum. Ne için geri saydığımı da... Sadece otuz sekizden geriye doğru sayıyorum. Düzenli aralıklarla düşmüyor sayılar. Yani günde bir, haftada bir, ayda yılda bir vesaire değil azalma süresi. Öyle kafama estikçe otuz sekizden geriye doğru saymaya devam ediyorum. Nerede kaldığımı hatırladığım da söylenemez çoğu zaman. Herhalde, diyorum, yirmi yedide kalmışımdır. Yirmi altıdan devam edeyim öyleyse. Bir gün sıfıra ulaştığımda ne olacağına dair hiçbir fikrim yok. Otuz sekizden geriye doğru sayma fikri sanırım yetiyor bana.
Cuma, Ekim 26, 2012
|
Üç sene sonra işsiz bir bayram geçiriyorum. Evet, buraya yazmamıştım, ay başından beri işsizim. Tercihli bir işsizlik gibi oldu. "Siz kovamazsınız ben istifa ediyorum." ile "Sen istifa edemezsin biz kovuyoruz." arasında bir şey. Neyse, uzun lafın kısası boştayım. Bakınıyorum bir şeyler, kamu kurumlarında sınavlara falan giriyorum, gireceğim. Bu meseleyi konuşmak istediğimden emin değilim, geçelim.
Konuşacak başka bir şey varmış gibi yazdım ama aslında yok. Bayramı İstanbul'da geçiriyorum ama evden çıktığım yok. Ekmek falan almaya çıkıyorum o kadar. İşten ayrılıp Ankara'ya gittiğimden beri yaptığımın aynısını şimdi burada da tekrar ediyorum. Belki yarın ve Pazar günü biraz gezintiye çıkarım, bilemiyorum. Görülecek bir iki arkadaş var, müsait olurlarsa onlarla görüşebilirim. Olmadı belki bir günü kendi başıma dolaşmaya ayırabilirim. Onun dışında evdeyim. İzmir'de bisikletle yaptığım yolculukları düşünüyorum da son bir aydır evde oturmaktan eklemlerimin kütürdemesine şaşmamak gerektiğine karar veriyorum.
Cumartesi, Ekim 20, 2012
|
O denli boşalmış ki içim üfleseniz yıkılırım. Yıkılır ve umursamam. Zira umursamanın gerek şartı dolu olmakmış. Bense içi karbondioksitle dolu bir balondan daha boşum. Pis bir hava bile yok içimde, ama ne hikmetse açık hava basıncıyla ezilip yok olmuyorum. Şu iskelet, ne dayanıklı şeymiş mübarek. Zannediyorum insan ne kadar ruhsuzlaşırsa ruhsuzlaşsın bedeni bir şekilde varlığını devam ettirmenin yollarını arıyor. Yoksa ben şimdiye çoktan...
Salı, Ağustos 14, 2012
|
İçimden hep karanlık üzerine yazmak geliyor. Cinayetler, intiharlar, sıradan ölümler, hastalıklar, depresyon, ihanet, kıskançlık, kavga, yoksunluk... Daha başka akla gelebilecek ne kadar istenmeyen hal varsa onun üzerine yazmak istiyorum. Aksi elimde değil gibi. Hep bir kasvet arıyorum hikayelerimde şu sıralar. Güzel şeyler düşünmek istediğimde beceremiyorum. Bu son dediğim yanlış oldu. Güzel şeyler hakkında yazmayı düşündüğümde beceremiyorum demeliydim. Aklıma peş peşe sıralayabileceğim üç cümle gelmiyor. Çok mu karamsarım yahu?
Salı, Ağustos 07, 2012
|
Pencere garip şey. (Şu sıralar da her şeye garip diyorum. Amma şaşırıyorum yahu! Yahut kelimeleri unuttum her şeyi garip olarak nitelendiriyorum.) Pencere sana yalnızca meselenin bir kısmını görme imkanı sunuyor. Sen de göz önündeki hususu görebildiğin kadarıyla değerlendirebiliyorsun. Başka bir pencereden bakınca başka bir manzarayla karşılaşıyor, başka bir değerlendirme yapıyorsun. Bir odanın dört yöne açılan dört penceresi olsa, hangi pencereden baksan onu görüyor ve onu konuşuyorsun. Ne ki biz ademoğulları buna mahkum gibiyiz. Çatıya çıkmaya ve manzaraya 360 derecenin tümüyle bakmaya ya yeterli donanımımız yok ya da alışkın değiliz. Bilemiyorum.
Ha ben şimdi ne anlatmak istiyorum aslen? Benim penceremden haksız görünen kendi penceresinde gayet haklı yahu! Benim suçladığım kendince masum. Haliyle benim bela bulsun istediğim beladan münezzeh olmak arzusunda. Böyle mi bu işler? Böyle.
Salı, Ağustos 07, 2012
|
"Bu saatte nereden aklına esti yahu!" diye dalga geçmeyecekseniz şunu söylemek istiyorum. Doksanlara uzandım efendim şöyle bir. Zamanın ünlü şarkılarını dinliyorum youtube'dan. Rastgele. En yenileri bile on beş yıla yakın bir zaman öncesinden sesleniyor. Ben o şarkıları söylemesem bile duya duya ezberlediğimi biliyorum. Hepsine eşlik edebiliyorum şu an. Yaşlanıyoruz azizim. Saçımda çoğalan beyazlar kadar çarpıcı oldu bu saatte.
Salı, Temmuz 31, 2012
|
Hayat ne tuhaf, bisiklet falan. Uykusuzluk olmasa (ve yol yorgunluğu) çıkıp dolansam biraz. Öyle hızla ve iş görme amaçlı değil, nazlı nazlı gezme amaçlı. Dün üşürken kat kat giyindiğim bir yerden bugün bisiklet üstünde biraz rüzgar yerim belki dedğim bir yere geldim. Hayat tuhaf işte, bisiklet filan. Dün kat kat giyiniyor yine de giyinmek istiyordum, bugün soyunuyor ve derimden dahi kurtulmak istiyorum. Dün üşümeme rağmen elimdekinin kıymetini biliyordum ama kıymet bilmek için biraz geç kalmıştım. Hayat pek tuhaf, sıcak soğuk fişman.