Nefret

Pazartesi, Aralık 14, 2009 | 0 Comments

İnsanoğlu en çok gizliden gizliye kendi içinde barındırdığı şeylerden nefret edermiş. Ben en çok ikiyüzlülükten nefret ediyorum. Ben ki tanıdığım en ikiyüzlü insan!

Çarşamba, Aralık 09, 2009 | 0 Comments

Bir nebze afyona ihtiyacım var. Her ne çeşidinden olursa olsun bir tutam beyin uyuşturucu lazım bana. Ta ki düşünmeyeyim yahut sadece bir tek şeyi düşüneyim. Böyle hem hiçbir şey düşünmeden hem her şeyi düşünerek çok yoruluyorum.

Dokunmayın Erdoğan'a Haklıymış

Perşembe, Kasım 26, 2009 | 0 Comments

İnsanlar Erdoğan'a kızıyordu şu teğet geçme muhabbeti yüzünden. Adam haklıymış yahu! Ajdar Anık'ın ulusal televizyon kanallarına çıktığı fakat herkesin normal bir şekilde hayatına devam ettiği bir ülkede hangi kriz teğet geçmez sorarım size. Yanında bir de Müslüm varmış artık. Gördüm neler yaptıklarını. Yemin billah normal bir toplum olsak sosyal patlama olurdu bunlardan sonra. Bakıyorum herkes dün nasılsa bugün de aynı. Değil ekonomik kriz, yeryüzünün on katı büyüklüğünde meteor olsa teğet geçer şerefsizim bu ülkeyi.

Perşembe, Kasım 26, 2009 | 0 Comments

Kaleminden gözyaşı damlayan biri olmak isterdim. Gözyaşı ki temizlesin, pir-ü pak etsin kararan yüreklerimizi. O aktıkça, akıttıkça gözyaşlarımızı arınalım kir pasımızdan, bir bebek kadar masum, bir melek kadar saf olalım; bir ihtimal.

Kaleminden kan damlayan biri olmak isterdim. O kan ki ne dostlarıma ne düşmanlarıma ait olsun; bizzatihi bana, benim damarlarıma, benim bedenime, benim yüreğime ait olsun. Hani enginlerce engin olsun istediğim ama bir kaşık kadar dar, içine düşeni boğan yüreğim. "Ne olursan ol gel!" diyemediysem de can bedendeyken, yarın hesap gününde "Birkaç damla kan aktı yüreğimden/ İnsanlık uğruna düştü kağıda kalemimden." diyebileyim; bir ihtimal.

Giderek Kayboluyorum

Çarşamba, Kasım 25, 2009 | 0 Comments

Giderek kayboluyorum. Ruhsal değil ama bu kayboluş sanki, bildiğin fiziksel olarak kayboluyorum. Ruhsal kayboluşun verdiği bir his belki de bu fiziksel kayboluş sanrısı bilmiyorum. Düşündüğüm zaman beni ben yaptığına inandığım değerlerden uzaklaşmış hissetmiyorum ama kendimi çok fazla. Ezelden beri (hadi ezelden kastım liseye başladığım zamanlar olsun) hafif suçlulukla fark ettiğim dindarlıktan uzaklaşmayı bir kenara koyarsak elbette zira onu senelerdir azar azar yaşıyorum ve ani bir değişiklik yok son zamanlarda. Peki ne olabilir bu ruhsal değişiklik? Fikirler bazında değilse ne yönde olabilir? Sanırım özgüvenimi kaybediyorum ağır ağır. Bu da fiziksel olarak kaybolmaya başladığım hissini veriyor bana galiba. Nasıl mı?

Giderek kayboluyorum. Giderek daha fazla başım önde yürüyorum. Daha fazla geriden, insanların gerisinden yürüyorum. Çocukluktan beri alışkanlık haline getirdiğim gibi tek elimi sokmuyorum da pantolonun cebine (kumaş yahut keten pantolon elbette kastım) iki elimi birden sokuyorum. Başımla beraber omuzlarım da düşüyor sanki git gide. Hatta sırtımın bile eğildiğini hissediyorum.

Giderek kayboluyorum. Git gide silindiğini hissediyorum fiziksel varlığımın. Siliniyorum. Siniyorum belki de. Sinikleşiyorum. Belki, diyorum, belki sinikler (kinikler) gibi erdem peşinde koşuyorum artık daha fazla. Belki de kendimi avutuyorum, kayboluşumun sonuçlarının iyi olduğuna inanmaya çalışarak.

Giderek kayboluyorum.

19:30

Anladım ki...

Çarşamba, Kasım 25, 2009 | 0 Comments

Anladım ki yazı benim mecram değil. Kalem oynatmak, kaleminden kan değil belki ama gam damlatmak benim harcım değil. Yakmak ve yıkmak kolay yazarken ya ağlamak ve ağlatmak kolay mı o kadar? Bana değil, hiç değil. Şiirden anlamayan, şiirin dünyasına giremeyen bir adama ağlamak da ağlatmak da mümkün değil. Yakışmıyor bile.

Belki de sıkıntım bu şu aralar. Sıkıntım ağlamak istemem, ağlatmak biraz da. Lakin mürekkebi yetmiyor kalemimin. Akmıyor daha doğrusu. Tıkanıp kalıyor kalem ucunda mürekkep, donuyor. Hani soğuk havalarda donar mürekkep de kalemin ucuna nefesini verirsin ya (basbayağı hohlarsın işte canım) öyle nefes istiyorum, arıyorum. O nefes ki ısıtır, ılıtır mürekkebi bir nebze şiire ihtiyacım var benim de kalemimin, elimin, dilimin, yüreğimin ılınması için. Gel gör ki ben anlamıyorum şiirden, iklimine uyum sağlayamıyorum onun, hemhal olamıyorum şiirle. Öyle uzak, öyle yabancı bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum sadece. Sonra, sonra susuyorum.
Yeniden blog alemine dönesim var. Öyle ağlak zırlak değil ama, böyle bu blogun ilk açıldığı zamanlarda olduğu gibi düşündüklerimi yazdığım bir blog olsun istiyorum. Yine boş konuşayım istiyorum vesselam. Boş konuşayım ama konuştuklarım konuştuklarım konuştuklarım... Öyle işte.