Çarşamba, Aralık 22, 2010
|
Bir ilki gerçekleştiriyor ve burada video paylaşıyorum. Pervane oldum, günlerdir bu müziğin etrafında dolanıp duruyorum. Ne demeli bilmiyorum. Dinleyiniz efendim.
Pazartesi, Aralık 20, 2010
|
Bundan birkaç hafta önce (bu ne?) bir iş için Konak'a gitmiştim. Zaten işim olmayınaca oraları göremez oldum. Ev ile okul arasındaki 1100 metrelik mesafeden ibaret olmaya başladı tüm habitatım. Evin çaprasındaki durakta otobüs beklerken bir şey fark ettim. Bundan üç sene kadar önce üzerimde aynı kıyafetlerle Konak'a gitmiştim. O gün de cebimde beş kuruşum yoktu. Para namına cüzdanımda bulunan iki şeyden biri kredi kartım diğeri otobüse binerken kullanılan Kent Karttı. Hatırlıyorum, sırtım Gündoğdu Meydanı'na dönük bir banka oturuyordum. Acıksam bir simit alacak para ya vardı yanımda ya yoktu. Bir abla geldi yanıma, "Birileri üzmüş seni güzel yüzlü çocuk, falına bakayım." dedi. Güzel yüzlü deme abla inanmam, diyemedim. Bir başka gerçeği söyledim ona, param yoktu. Üçüncü gerçeği kendi ağzıyla söylemişti zaten, onu ifade etmeme gerek yoktu. Birileri beni üzmüştü. Daha doğrusu ben üzgündüm, birilerinin beni üzdüğünden emin değil(d)im.
Geçenlerde fark ettiğim de bununla alakalıydı işte. Üç sene öncesinden bugüne değişen iki şey vardı. Birincisi parasızlığımın ikincisi suratsızlığımın giderek derinleşmesiydi. Suratsızlığım dediğim aslında hüzün suratlılığımdı. (Hüzün suratlı da ne be, hüzün yüzlü derler ona.) Artık beş parasız olduğum gibi üstüne deli gibi de borcum vardı ve artık yüzümün asıklığı bir şey olmaktan çıkmıştı zira aksini denediğimde eskiden olduğu gibi başarılı olamıyordum.
Ne diyorum ben Allah aşkına?
Cuma, Aralık 17, 2010
|
Günlerdir bu şarkıyı dinliyorum tekrar tekrar. Kaki King'i "August Rush" ile tanıdım. Birkaç şarkısını dinlemekle başladım ve gittikçe müziğinin büyüsüne kapılıyorum. Bana Kings of Convenience'i hatırlatıyor biraz. Güzel, gerçekten güzel.
Salı, Aralık 07, 2010
|
Her yaptığı işte başarılı olmayı isteyip başka hiçbir şeyde başarılı olamamak gibi bir başarım var. Başarı odaklı biri için bu da bir başarı demek teselli olur mu acaba? Bir dakika izin verin kendime sorup cevabını almaya çalışayım. Sabrınız için teşekkür ederim. Sorunun cevabı olduğundan emin değilim ama şöyle bir yanıt aldım. "Bu soruyu sorup cevabını bloga yazmayı düşünmen çok saçma. Sen elini attığın her şeyin altından kalkmak -hem de iyi bir biçimde altından kalkmak- istediğini açık açık itiraf etmezsin ki. Bu yazının ilk cümlesini nasıl kurdun ona şaşırdım zaten. Bir nevi itiraf lan bu. Her yaptığın işten sonra övgü beklediğini kabul eder misin ki? Biri sana başarı odaklı olduğunu söylese zatına küfredilmiş gibi hissetmez misin? Doğru söyle. Haşşöyle, adam ol. Şimdi fazla yorma beni. Hem karnım aç hem kafam karışık, uğraşamam senin kaprislerinle. Hadi canım, hadi. Dükkanın önünü kapatma."
Pazartesi, Aralık 06, 2010
|
Uykum var. Ayakta uyuyorum resmen. Yapacak işler çok olunca uykuya kendimi teslim edemiyorum da. Bu akşam yedek gözetmenliğim ve sonrasında maçım var üstelik. Bu uykusuzlukla bir de futbol oynayınca gece yatağa nasıl pelte gibi yığılacağıma şüphe yok da sabah beni yataktan kaldırmak için vinç mi kullanılacak yoksa jiletle kazımak mı gerekecek onu bilemiyorum. Niye mi bu kadar uykum var? Dün gece iki üç saat kadar uyukladıktan sonra İstanbul'dan İzmir'e dönüş ve ayağımın tozuyla işe gelişim, derhal çalışmaya başlayışım yeterli sebeptir herhalde. Buna sabah sabah çokkültürlülük üzerine eleştiriler okumanın kafamı çorba etmesini de eklersek halim daha iyi anlaşılır herhalde. Neyse, ben artık gideyim. Bunları da bayağıdır boş bıraktığım burası iyice ıssızlaşmasın diye yazdım zaten.
Çarşamba, Aralık 01, 2010
|
Hani Ata diyor ya "Sabah en bi freş (sahi niye fresh diyo la! faraş der gibi) halinle binersin dolmuşa. Abi ordan kasedi bi koyar..." Bugün işte öyle en bi dinç en bi çalışmaya meyyal halimle geldim okula. Hobaaaa! Adamın biri kasedi bir taktı. Öğleye kadar tıkandım kaldım. Şimdi de yemeğe gidiyorum. Hadi bıy bıy.
Perşembe, Kasım 25, 2010
|
Bayramda memlekete gittim malumunuz. Memlekete gittim diye boş durmadım elbette. Ders çalıştım. Bir yandan da Cumartesi günü gireceğim TOEFL'a hazırlandım. Listening kısmı için hazırlık yaparken not almak için abimden kalma küçük defterimsi şeylerden kullandım. Daha lisedeyken bir şeyler karalamak için kullandığımı hatırlıyorum onlardan. İşe bakın ki elime geçirdiğim de onlardan biriymiş. İçinde üniversitedeyken (artık kaçıncı sınıfın yaz tatilidir bilmiyorum) yazmış olduğum hikayeler vardı. Eskileri okumanın çekiciliğine kapılıp göz attım biraz. Bir tanesi özellikle dikkatimi çekti. Zaten ondan bahsetmek için açtım bu sayfayı.
Hikaye "sen, ben, biz" ekseninde ilerleyen bir diyalogdan ibaret. Okurken gördüm ki düpedüz Hegelyen bir mantık izlemişim. Hegel'e dair zerrece bir şey bilmediğim bir zamanda Hegelci mantıkla hikaye yazmam ilginç geldi bir an. Sonra kime ait olduğunu tam hatırlayamadığım (Ümit Cizre olabilir) yeni İslamcılar'a -Islamist'in Türkçesi, müslümandan biraz daha farklı bir kavram haliyle- dair bir tespit aklıma geldi. (Çok üşeniyorum şimdi tespitin kime ait olduğunu bulmaya. Üstelik bir sürü işim var ve onu bulmam bayağı vaktimi alacak. Ne var ki tespitin sahibini yazmadan devam etmek de zor. Du bakali ne olcek!) Makalede yeni İslamcıların Hegelyen mantığı takip etme konusunda kendilerini batılı hissettiklerinden bahsediliyordu. Eski bir İmam Hatip'li olarak benim de bilmeden de olsa Hegelyen mantığı özümsemiş olmam gayet normal bu durumda. Yine de Hegel'in "reconciliation" -Türkçe'ye uyuşma olarak çevrildiğini sanıyorum ama emin değilim- kavramını bu kadar doğru anlamış (hissetmiş demem daha mı doğru olur acaba) olmam ilginç geldi bana.
Bu da böyle bir anımdır işte.
Çarşamba, Kasım 24, 2010
|
Geri geldim. Geri geldim ama gitmek istiyorum. Buralar çok sıkıcı. Burada kalabalığın içinde yalnızsın. Orada da yalnızsın ama hiç değilse kalabalık yok. Sabahları hatta geceleri uykunu bölen araba sesleri yok. Caddede yürürken donuna sıçtıran korna sesleri yok. Hava kirliliği denen bir illet yok. Bilakis alışıncaya kadar solurken ciğerlerini yakan bir hava var. Nerelerden geldiğini ve ne işlemlerden geçtiğini bilmediğin sular yok. Bizzat kaynağını gördüğün, çıktığı yerden içebildiğin sular var. Güneş vurunca gözlerini alan beton yığınları yok. Yıl boyu farklı renklere bürünen otlar ve ağaçlar var. Ben köye gidip arıcılık yapmak istiyorum sanırım. Sıkıldım buralardan.
Perşembe, Kasım 11, 2010
|
Yağıyor. İnce ince, usul usul yağıyor. Sağanak değil bu. Tatlı tatlı yağıyor. Bu... Bu şey...
Dışardayım. Neden buradayım? Burada olmam şart mı? Yürümem, ayak altında dolaşmam zaruriyetten mi? Etrafına şaşkın şaşkın bakanlar bir de acele acele yürüyenler var sokakta. Bir de ben varım. Yavaş yavaş ıslandığımı fark ediyorum. Saçlarımdan sular süzülüyor, yüzüme ve enseme. Hafif bir ürperti alıyor beni. Islanmak ve ürpermek hoşuma gidiyor. Oluruna bırakıyorum her şeyi. Durmuyorum ama. Aylak aylak dolanmaya devam ediyorum.
Yağıyor. İnce ince, usul usul yağıyor. Sağanak değil bu. Bu...
Bedenim kupkuru. Bir tek saçlarım ve çoraplarım ıslak. Çoraplarım ıpıslak. Çoraplarım...
Pazar, Kasım 07, 2010
|
Bugün İstanbul Autoshow 2010'un son günüydü. Şöyle bi gidip dolaşayım, gelecek sene garajıma ekleyeceğim araçlara karar vereyim istedim. O stand senin bu stand benim dolaşırken fark ettim ki bu sene garajıma eklemek istediğim araç sayısı haremime eklemek istediğim hatun sayısından az. Ben de bacakları uzun aklı kısa kızların bolca bulunabileceği bir yerlere gitmeye karar verdim. Sonra baktım, bundan daha yoğun bir yer bulmam şu an için pek mümkün değil.
Neyse, zırvalamayı bırakıp gerçeğe dönelim. Elbetteki fuara gitmiş değilim. Fuar ayağıma geldi. (Off, tutamıyorum kendimi.) Fuarın son günü olması münasebetiyle çeşitli televizyon kanallarında fuara dair programlar yapılıyordu. Bilmem hangi firma yetkilisiydi fuara kadınların ilgisinin düşük olduğunu belirtiyor ve bunu arttırmak için yapılan değişiklikleri anlatıyordu. Yok efendim ailece vakit geçirilebilecek yerler yapmışlar falan. Ne gerek var ki bunlara? Erkeklerin ilgisini güzel bacaklı kızlarla çekebiliyorsanız kadınların ilgisini de kaşı gözü düzgün kaslı erkeklerle çekebilirsiniz pek ala. Düşünsenize otomobillerin bir yanında taş gibi bir hanım kız diğer yanında taş gibi bir bey oğlan, dadından yinmez valla. Gör sen o zaman ilgi tavan yapıyor mu yapmıyor mu.